<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>eSosyal Fobi &#187; Panik Atak</title>
	<atom:link href="http://www.esosyalfobi.com/category/panikatak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.esosyalfobi.com</link>
	<description>Sosyal Fobi Kaçınma Korku Kaygı Tedirginlik Çekinme (Yıldız Burkovik -www.burkovik.com)</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Mar 2010 21:22:31 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Panik Ataksa Aldatıyor Olabilir!</title>
		<link>http://www.esosyalfobi.com/panik-ataksa-aldatiyor-olabilir/</link>
		<comments>http://www.esosyalfobi.com/panik-ataksa-aldatiyor-olabilir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Nov 2007 08:11:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Psk. Yıldız Burkovik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Panik Atak]]></category>
		<category><![CDATA[mcaturk]]></category>
		<category><![CDATA[memory center]]></category>
		<category><![CDATA[npistanbul]]></category>
		<category><![CDATA[panik atak]]></category>
		<category><![CDATA[psikoyorum]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal fobi]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız burkovik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.esosyalfobi.com/2007/11/28/panik-ataksa-aldatiyor-olabilir/</guid>
		<description><![CDATA[Kalbinin üzerine bir aslan oturmuş gibi hissetmek nasılsa, panik atak sahibi olmak da öyle bir şey&#8221; diye anlatıyor Çağrı. Birkaç yıldır panik atak tedavisi gören 37 yaşındaki kreatif direktör Çağrı, nispeten toparlandığını anlatıyor. Ama bizimle paylaşmak istediği asıl konu, panik atağının sebebi; Ta en başa gidiyor anlatırken. Aşık olduğu kadınla evlendiği günlere&#8230; Aslında evlenmeye hemen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.esosyalfobi.com/wp-content/uploads/2008/09/panikatak.jpg" onclick="return false;" title="Dosyaya direk bağlantı"><img src="http://www.esosyalfobi.com/wp-content/uploads/2008/09/panikatak.thumbnail.jpg" alt="Panik Atak" align="left" width="95" height="126" /></a>Kalbinin üzerine bir aslan oturmuş gibi hissetmek nasılsa, panik atak sahibi olmak da öyle bir şey&#8221; diye anlatıyor Çağrı. Birkaç yıldır panik atak tedavisi gören 37 yaşındaki kreatif direktör Çağrı, nispeten toparlandığını anlatıyor. Ama bizimle paylaşmak istediği asıl konu, panik atağının sebebi; Ta en başa gidiyor anlatırken. Aşık olduğu kadınla evlendiği günlere&#8230; Aslında evlenmeye hemen hemen hiç niyeti yokken aşık olmuş ve Nihal&#8217;in evlenmek istediğini bildiği için de, kendi deyimiyle, evliliğe razı olmuştu, ilişkileri henüz 6 aylıkken evlendiler. Çağrı&#8217;yı panik atakla karşılaştıran gelişmeler de böylelikle başlamıştı. Bundan sonrasını kendi ağzından dinleyelim&#8230;<br />
<span id="more-5"></span></p>
<p>Nihal benim gördüm en güzel ve akıllı kadındı. Gözlerine bakmaya doyamıyor-dum adeta. Bir kokteylde tanışmıştık ve o akşamdan itibaren bir daha hiç ayrılmadık diyebilirim. Çok tutkulu bir ilişkiydi bizimki. Genellikle birlikteydik ama bazen de ayrı kaldığımız oluyordu. O zaman da sabahlara kadar telefonda konuşuyorduk. Hafta sonları ise şehir dışına kaçıyorduk. Birlikte zaman geçirmekten memnunduk yani. Bu tablo 3 ay boyunca sürdü ve mutluluğumuza hiç gölge düşmemişti ama bu üç ayın sonunda Nihal evlenmekten bahsetmeye başladı. Kesinlikle istemediğim, hatta hiç düşünmediğim bir şeydi evlilik. Şaşkındım bu sohbetlerden dolayı ama Nihal hiç vazgeçmiyordu ve ailesinin bu ilişkiyi evlilikle sonlandırmamızı beklediğini anlatıyordu. Evlilikle birlikte, daha çok beraber olacağımıza inanıyordu. &#8220;Birbirimizi bu kadar severken neden evlenmeyelim?&#8221; diye soruyordu. Haklıydı aslında ve benim kaçacak yerim yoktu. Neyse, karar vprdik vp tüm hazırlıklar tamamlandı. Nişandan sonra artık evliyiz, diye düşünmeye başladım. Kaçacak yeri olmayan mahkûmlar gibi hissediyordum kendimi. Karşımda sevgilim vardı ama ben ona eskisi gibi bakamıyordum. Tuhaf bir burukluk vardı içimde. Ve evlendik&#8230;<br />
<strong><br />
Aile ilişkileri ve baskılar</strong></p>
<p>Nihal önceleri bendeki sorunu pek fark etmedi ama bir süre sonra aileler, yakın arkadaşlar ve onlara yapılan zorunlu ziyaretler beni iyice sıkmaya başladı. Zorunluluklar giderek vazgeçilmez görevler haline geldi. Bayram ziyaretleri, eş dost doğum günleri derken ben bu tür akşamlara ilişkin mazeretler uydurmaya başladım. İşlerim giderek uzuyordu. Bazen hafta sonları da işe dahil oluyordu. Oysa sevgiliyken ne sık görüşüyorduk. Nihal bunun farkındaydı.<br />
Birkaç ay ses çıkarmasa da sonunda patladı ve kavgalarımız başladı. Onu çevremizi sarmalayan zorunlulukların nedeni olarak görüyordum ve kaçmanın yollarını arıyordum. O ise bir yandan kavga ederken diğer yandan da çocuk yaparak yakınlaşabileceğimiz gibi bir sanrıya kapılmıştı. Çevremiz de buna zorluyordu onu. işte tam bu günlerde tanıdım Fulya&#8217;yı&#8230;</p>
<p><strong>Yeni sevgili, yeni heyecan</strong></p>
<p>Pozitif enerjisi vardı. Sadece günü yaşamayı arzuluyor, sorumluluklardan kaçıyordu. Evli olduğumu bildiği halde benimle akşamları buluşmaktan kaçınmıyor ve evliliğime ilişkin tek kelime bile etmiyordu. Hep hayata ve hayatın hoş yanlarına ilişkin sohbet ediyorduk. Giderek kendimi ona yakın hissetmeye başladım. Haftada bir, iki olan buluşmalarımız arttı ve bir süre sonra kaçınılmaz sona doğru hızla ilerlemeye başladık. Akşamları, onun evinde geçiriyordum ve sabaha karşı yorgun argın eve dönüyordum. Nihal çok kötü durumdaydı. Bakımsız, sıkıntılı bir kadın olmuştu, yüzü hiç gülmüyordu artık ve giderek kilo alıyordu. Bu ise beni ondan daha da soğutuyordu. Nihal bir gün evden ayrılmak istediğini söyledi. Ne yalan söyleyeyim ki, mutlu oldum. Hiç yorum yapmadım, &#8220;Madem öyle istiyorsun git&#8221; dedim. Ve ertesi gün gitmişti. Hayatıma girdiği gibi çabuk gitmişti, içimde bir sızı fark ettim. Ama Fulya o sızıyı, sıkıntıyı geçirmeyi bildi. Bana çok iyi geliyordu çünkü.</p>
<p><strong>Ve panik atak</strong></p>
<p>Ancak mutlu günlerim çok kısa sürdü çünkü sahiplenmeyen, kendi hayatını yaşayan Fulya gitmiş yerine saldırgan, kıskanç ve çekilmez bir kadın gelmişti. Nihal&#8217;den acilen boşanmam gerektiğini aksi halde ona ilişkimizi anlatacağını söylüyordu. Bunlar neredeyse göz açıp kapa yana kadar olmuştu. Bir akşam arkadaşlarımızla oturup ilişkimize dair konuşurken birden bu konuşma kavgaya dönüştü. Herkesin önünde bağıra çağıra kavga ediyorduk ki, göğsüm sıkıştı, nefesim daraldı, kesinlikle nefes alamıyordum. İçimden bağırmak geliyordu ama kelimeler boğazımda tıkanıp kalıyordu. Bir yandan panik halinde &#8220;kurtarın beni&#8221; derken diğer yandan bir sevgilim olduğunu bile bilmeden benden ayrılmayı seçen karımı düşünüyordum. Onun gözleri aklımdan çıkmıyordu. Sormamıştı bile bana, &#8220;Birisi var mı hayatında?&#8221; dememişti. Gitmişti sadece ve ben onu arayıp sormamıştım bile. Şimdi ise karşımda kıskançlık krizleri geçiren beni boğan bir kadın vardı.<br />
Panik atakla tanışma<br />
Arkadaşlardan biri apar topar ambulans çağırdı ve en yakın hastanenin acilinin yolunu tuttuk. O geceyi hastanede geçirdim. Bütün tahlillerim yapıldı ama bir sorun bulamadılar. Sonra doktorlar benim bir psikiyatri doktoruna gitmemin faydası olabileceğini söylediler böylece pskiyatri dünyası ile tanıştım. Panik atağın nasıl bir sorun olduğunu, insanın suçluluk duygusunun ve yaşadığı aşırı heyecanın nasıl baskın çıktığını öğrendim. Ataklar birbirini izledi ve nihayet terapistim benden uzaklaşıp giden eşime durumu anlatmam konusunda beni ikna etti&#8230; Eşimle toparlaya-madık, ama ona anlatmak benim panik atağımın tedavisi için de faydalı oldu</p>
<p><strong>Psikolog gözüyle:</strong><br />
<em>Evli ve 2 çocuğu olan bir bey, sürekli kalp çarpıntısı, öleceğim, kriz geçireceğim diye sürekli bir korku ve kaygı ile gelmişti. Kalp ile ilgili olarak doktora gittiğinde anjiyo dahi yapılmış ve hiçbir fiziksel sorunun olmadığı söylenip psikiyatriste yönlendirilmişti. Psikiyatrist vasıtasıyla da stresini, bedensel şikayetlerini kontrol etmeyi öğrenmesi için bana yönlendirilmişti. Konuşunca, eşinin bilmediği bir diğer kadının olduğunu ve ondan da 2 çocuğu olduğunu anlattı. Diğer kadınla daha mutluydu ama yine de eşinden ayrılmak istemiyordu. Çocuklarının &#8220;Niye okuluma hiç gelmiyorsun, neden bu kadar çok çalışıyorsun?&#8221; dediğini ve onların da bu nedenden ötürü çok mutsuz olduklarını, kimseye bir şey disöyleyemediğini, fark edilirse her şeyi kaybedebileceğini anlattı. Son derece çaresizdi, uzun zamandır kaygılıydı.</em></p>
<p><strong><font color="#ff00ff">Uzman Psikolog Yıldız Burkovik<br />
Panik atak, aldatan erkeklerde daha sık ortaya çıkıyor.</font><br />
<img src="http://www.mcaturk.com/uploads/panikatak-aldatma2b.jpg" alt="Panik ataksa aldatıyor olabilir!" align="right" vspace="3" width="150" height="241" hspace="3" />Aldatan erkeklerde panik atağa rastlama olasılığı daha yüksek, diyorsunuz. Sebep korku mu, heyecan mı, nedir?</strong><br />
Gizli ve saklı bir olayı yaşamak insanı daha çok heyecana sevk eder. Başarma, başarılı olma, iki veya üç ya da birkaç kişiyi birden idare edebilme kolay bir durum değildir. Bu durumu sağlayabilmek stratejik bir hadisedir ve kişi bunu başardıkça haz duyar, kendisini güçlü hisseder. Sonra ikinci kişi, kendisine daha fazla zaman, sevgi ve şefkat istemeye başlar ve kıyaslamalarla sorumlulukların artışı devreye girer. Erkek veya kadın bir zaman sonra kaygı duymaya başlar. Ve aslında yasak bir ilişki başlangıçta tatlı bir heyecan iken sıkıntıya dönüşmeye doğru yol alır ve iç sıkıntısı kaygı diye adlandırılan anksiyete kendisini göstermeye başlar.</p>
<p><strong>Sıkıntıyla, panik atağı birbirinden ayıran fiziksel özelikler neler?</strong><br />
Kaygı çoğaldıkça insanın nefesi de değişmeye başlar, sık ya da tutuk alınan nefesler düzeni bozar ve iç sıkıntısı derin düşünceyle birlikte karışınca, hatalı nefeslerle panik atak krizleri kendini göstermeye başlar&#8230;<br />
Hatalı nefes kişinin kasılmasını, kaslarının gergin olmasını sağlar ve algılamada zorluklar, kaygının çoğalmasına sebebiyet verir; kalp çarpıntısı kendisini gösterir. Her an bir şey olacak hissi ve beklentisiyle panik duygusu artık daha belirginleşir.<br />
<strong>Bu saptamaya nasıl vardınız?</strong><br />
Panik atak hastalarıyla yapılan görüşmelerde sıkıntının kaynağına inmeye çalışırız. Bu kaynağa baktığımda pek çok olayda altta aldatma sonrasında yaşanan panik ataklar dikkatimi çekti.<br />
Panik atak söz konusuysa &#8216;evlilik dışı bir ilişkiniz var mı?&#8217; sorusunu da mutlaka soruyorum. Aldatan kadınlarda ise durum daha çok mutsuzluk ve depresyona sebebiyet veriyor çünkü hayal kırıklığı ön plana çıkıyor.<br />
<em><br />
</em><strong>KAYNAK: <a href="http://www.elele.com.tr/" target="_blank">http://www.elele.com.tr</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.esosyalfobi.com/panik-ataksa-aldatiyor-olabilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğun Ölümle Tanışması</title>
		<link>http://www.esosyalfobi.com/cocugun-olumle-tanismasi/</link>
		<comments>http://www.esosyalfobi.com/cocugun-olumle-tanismasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2006 08:14:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Psk. Yıldız Burkovik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Panik Atak]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveynler]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.esosyalfobi.com/2006/12/05/cocugun-olumle-tanismasi/</guid>
		<description><![CDATA[Ölüm de doğum gibi sancılı; hayat gibi yaratılmış ve her yaratılanın yaşayacağı bir gerçek. İnanan insan için yeni bir hayatın başlangıcı, sonsuz olana atılan ilk adım olsa da, adı uzak, yüzü soğuk geliyor. Korkutuyor, ürkütüyor, acıtıyor, ağlatıyor ölüm, âciz olan insanı. Daha çocukken bir şekilde tanıştığımız, aslında geçici ve sınırlı olandan, sonsuz ve ebedî olana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="2"><em>Ölüm de doğum gibi sancılı; hayat gibi yaratılmış ve her yaratılanın yaşayacağı bir gerçek. İnanan insan için yeni bir hayatın başlangıcı, sonsuz olana atılan ilk adım olsa da, adı uzak, yüzü soğuk geliyor. Korkutuyor, ürkütüyor, acıtıyor, ağlatıyor ölüm, âciz olan insanı. Daha çocukken bir şekilde tanıştığımız, aslında geçici ve sınırlı olandan, sonsuz ve ebedî olana açılan bir kapı olan ölümün bizi sarıp sarmalayan bir korku haline nasıl geldiğini, &#8220;KorkuYorum&#8221; kitabının yazarlarından Uzman Psikolog Yıldız Burkovik ile konuştuk.</em></font></p>
<p>Ölüm korkusunu çocukluk dönemi korkuları içinde ele alıyorsunuz. Ve &#8220;Ebeveynler, çocuklarında ölüm korkusunun şekillenmekte olduğunu fark ederlerse mutlaka çocuk psikologuna başvurmalılar&#8221; diyorsunuz. Sevdiği bir canlıyı, aile ya da yakınlarından birini kaybeden çocuğa ölüm nasıl anlatılmalıdır? Psikolog desteği alamayacak durumda olan aileler için tavsiyeleriniz neler olacak?<br />
<span id="more-6"></span></p>
<p>[singlepic=5,320,240,web20,left]Ölüm sözcüğü kimi zaman söylemekten dahi çekinilen bir sözcüktür. Her yaş dönümü için ayrı değerlendirilir. Ölümü algılayış, kavrayış kişilere göre değişmektedir. Küçük bir çocuk için ölüm tam olarak kavranamaz. Kimi zaman kişiler kaçınırlar ölümü konuşmaktan, kimi zaman son derece açık anlatırlar. Ancak her yaşın kavraması, algılaması farklı olduğundan bu konuda dikkat edilmelidir.</p>
<p>Çocuklar genellikle ölüm kavramıyla ilk besledikleri bir hayvanın (balık, su kaplumbağası, hamster, kedi, köpek, kuş, vb.) ölümü gerçekleşince karşılaşırlar. Çocukların hayvanlarını yitirmelerine verdikleri tepkileri de bir diğerinden farklı olabilir. Bazen bunu bir tören gibi yaşarlar, bazen yeterli olarak hayvanlarını besleyemedikleri için hasta olup öldüğü duygusuyla birlikte yaşanan suçluluk hissiyle, bazen yok oluş, bazen bir başka kişinin yanına gidiş, bazen de yaramazlık yaptığı için cezalandırılma olarak.</p>
<p><strong>Çocukta yaşına göre ölüm kavramı<br />
</strong>Çocuk 3-4 yaşında ise genellikle bunu seyahate gitmek olarak algılar ve kafasında seyahatten mutlaka geri dönüleceği düşüncesiyle yaşar. 5 yaşın bitimiyle birlikte 8 yaşına kadarki çocuklar ise, ölümün geriye dönüşü olmayan bir durum olduğunu bilir, ancak kendisinin ve sevdiklerinin ölmeyeceğine inanır.</p>
<p>9-12 yaş arası çocuklar, ölümün geriye dönüşünün olmadığını anlarlar. Bunun için de &#8220;dünyada yer açılması gerekir&#8221; gibi neden-sonuç ilişkileri geliştirirler.</p>
<p>12 yaşından büyükler ise, artık ölümü bir yetişkin gibi algılarlar. Ölüm ile ilgili felsefi düşünceler geliştirirler. Hayatın anlamını araştırırlar.</p>
<p>Çocukta ancak 8-10 yaşlarında soyut kavramlar gelişmeye başlar ve eğitim süreciyle birlikte ölüm hakkındaki düşünceler de yavaş yavaş şekil alır. Çocuk evde beslediği hayvanın ölümünü bir insandan daha çabuk kabullenir. Genelde yerine bir başka hayvan konur ve çocuk bu şekilde kaybının telafi edildiğini düşünür ve rahatlar. Ancak bir yakınının ölümüyle birlikte böylesine çabuk bir telafi mekanizması devreye girmez. Çocuklar çoğu zaman duygularını ifade etmekten kaçınırlar ve sanki hiç böyle bir durum olmamış gibi davranırlar, bir nevi inkar mekanizması devreye girmiş olur. Tutum ve davranışlarını farklı şekillerde dile getirirler. Bu durumda ebeveynler iyi bir gözlemci olmalı ve çocuklarının duygularını düşüncelerini dışa vurmaları için yanlarında olup, güven duymalarını sağlamalıdırlar. Üzerini kapatmak, hiç olmamış gibi davranmak çocukları daha büyük bir şaşkınlığa uğratacağından, çocukların yaşadığı yas tepkilerinin doğal olduğunun anlatılması önemlidir. Çocuklar bazen anne ve babalarına ya da kardeşlerine kızıp ölmelerini isteyebilirler, bazen bunu yüksek sesle dile getirirler, bazen de içlerinden düşünürler. Herhangi bir vesile ile bir hastalık ya da ölüm gerçekleşirse kendileri hakkında yanlış kanaatlere kapılabilirler ve kendilerini suçlayabilirler. Eğer evdeki büyükler  bu durumu fark etmezlerse, psikolojik rahatsızlıklara zemin hazırlanabilir.</p>
<p><strong>Büyükler ne yapabilir?<br />
</strong>Evde ya da dışarıda yaşanan travmalara yönelik mutlaka çocukla her gün diyalog içinde olunmalıdır. Göz ardı etmek, ya da &#8220;Unutur geçer nasıl olsa&#8221; diye düşünmek en büyük risklerdendir. Çocuklar zihinlerinde farklı yerlere oturturlar düşüncelerini ve belirli kalıplarla birlikte yaşantılarının çeşitli dönemlerine olumsuz ve yanlış fikirleri ekebilirler. Bu nedenle çocukluk döneminde anlatılan masallar, okunan kitaplar, çizgi filmler, sinemalar son derece önemlidir. Bilinçli anne, baba ve eğitmen olmak, bu nedenle oldukça önemlidir. Eğer çocuğun anne veya babası ölmüşse çocuk daha büyük çaresizlik, yalnızlık duygusuyla birlikte kimsesiz kaldığı düşüncesiyle korku yaşayabilir. Bu nedenle sürekli arayış içine girer, acaba bu ölümlerde kendi suçu var mıdır, acaba yaramazlık yaptığı için mi anne ve babası uzaklaşmıştır, acaba kendisi de ölecek midir, başka kim gidecektir, ya kimse kalmazsa gibi düşüncelerle daha çok kaygı yaşar. Burada aile büyüklerinin ve yakınlarının devreye girip yanında oldukları duygusunu çocuğa vermeleri ve güven hissetmesini sağlamaları önemlidir. Eğer evlerinde hasta olan bir yakınları varsa çocuğa hastalık hakkında anlayabileceği şekilde bilgi verilmeli ve konuşmaları sağlanmalıdır.</p>
<p>Çocuk evde yaşanan sıkıntıyı paylaşmalı ve yalnız olmadığını hissetmelidir. Ama yine de endişelenir. Eğer bu endişesinin arttığı ya da baskılandığı fark edilirse, mutlaka profesyonel bir yardım alınmalıdır. Ölümün ardından mutlaka yapılabilecek en kısa sürede doğal yaşama devam edilmelidir. Genellikle tutulan yas 6 ayı geçmemelidir, eğer geçiyorsa ciddi bir durum var demektir. İşte bu takdirde kesinlikle çocuk psikiyatristinden ve psikologundan yardım alınması gerekmektedir. Çocuğa en çok verilmesi gereken sevgi, şefkat ve anlayıştır. Ancak kesinlikle aşırı korumacı davranılmamalıdır. Çocuk acıyla da yüzleşmeyi öğrenmek durumundadır. Stres ile baş edebilmeyi öğrenmelidir. Yapılan bir araştırmaya göre sezaryenle doğan bebekler normal doğan bebeklerden daha çok stres durumunda zorlanıyorlar. Normal doğumda bebeklerin dünyaya gelişlerindeki zahmetlilik onların stresle mücadele etme durumlarını da güçlendiriyor. Oysa sezaryende çocuk hemen alındığı için herhangi bir mücadele söz konusu olamıyor. Aynı bunun gibi acılar da, sıkıntılar da yaşandıkça ve üstesinden gelmeyi başardıkça çocuğu hayata hazırlayacak ve güçlendirecektir. Elbette ki hiç kimse çocuğunun acı çekmesini, üzülmesini istemez. Ancak unutmayalım ki, yaşam her zaman mutluluk verici olmamaktadır. Buna da hazır olmak, çocuklarımızı ve kendimizi güçlendirmek durumundayız. Bu nedenle kendinizin de çocukken yaşadığınız kayıplar var ise çocuklarınızla paylaşmaktan çekinmemelisiniz. Ancak bunun dozu doğru ayarlanmalıdır. Meselâ küçük bir çocuğa ölüm &#8220;toprağa dönüş&#8221; diye anlatıldığında veya toprak içinde yatmak gibi anlatıldığında korkacaktır. Hele bir de toprak içindeki bir bedene ne olduğu anlatılırsa, zihninde çeşitli korkular beslenmeye başlayacaktır. Yeri geldiğinde bunu düşünen bir yetişkin dahi bu anlatımlardan doğal olarak etkilenebilir. Yerinde ve doğru anlatım, doğru paylaşım her şeyden önemlidir.</p>
<p><strong>Ölüm korkusunu yaşamamak mümkün mü? Ölüm korkusunun içinde &#8220;yalnız kalmak, ayrılık, bir daha yaşamı tadamayacak olmak&#8221; gibi düşüncelerin şekillendiğini söyleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Ölüm genellikle ayrılık ve özlem olarak yaşanmaktadır. Sevilen kişi ile bir daha beraber olunamayacağı, dokunulamayacağı, ona sarılamayacağı ve onu özleyeceği fikri bir çocuk için oldukça üzücüdür. Her insanda bir şekilde ölüm korkusu vardır. Kimisi bunu açıkça, kimisi ise çeşitli şekillerde gösterir. Meselâ vazifesini yapamayacağını düşünerek gitme fikri idealist düşünen kişiler için belirgindir. Veya ciddi bir rahatsızlık yaşayan kişi için ise ölüm bir an önce ulaşılması istenen yer olarak düşünülür ve beklenir. Hatta bazı kişiler yakınlarını, kendilerinin yerine sakinleştirirler. Kimisi korkar, kimisi merak eder, kimi ısrarla bekler. Kimi maalesef ki, kendi hayatına kendisi son vermeye kalkışır, kimisi gerçekleştirir, kimisi kurtulur. Tüm bunlar kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Öyle ya da böyle ölüm gerçekleştiğinde kişilerin yakınları için yaşadıkları süreç benzerdir. Önce yaşanan şok durumu ile şaşkınlık, sonra korku ardından öfke ve kızgınlık ile suçluluk ve nihayetinde kederin kendini göstermesidir. Bilinçlilik ve bilgililik bu durumu tamamen etkiler, ancak yine de yaşanan özlem ve kaybetmeye karşı kızgınlık her kişide belirgindir.</p>
<p><strong>Dinlerde ölüm kavramı yeni bir hayata başlangıç olarak tanımlanır. Bu anlamda çocuğa verilecek sağlıklı bir din eğitimi ölüm fobisinin oluşumunu engeller mi? Mevlâna gibi büyük şahsiyetlerin ölümü &#8220;Şeb-i Aruz&#8221; olarak nitelendirmesini değerlendirir misiniz?</strong></p>
<p>Yeni hayata başlangıç tanımlaması, kişinin bir anlamda korkusunu engeller ve yok olma fikri yerine yeni bir yere geçme fikrinin oluşmasını sağlar ki, bu düşünce yok oluşa göre son derece yumuşak ve rahatlatıcıdır. Bu nedenle inanç son derece önemlidir. Çocuğa verilecek sağlıklı bir din bilgisi ve Allah&#8217;ı sevme ondan korkmama bilgisi ölüm fobisinin oluşumunu bir ölçüde engeller. Her şeye rağmen içte yaşanan bir kaygı ve endişe durumu, bilinmeyene karşı durmaya devam etse de oldukça rahatlatıcı bir durumdur diyebiliriz.</p>
<p>Mevlâna&#8217;nın 17 Aralık&#8217;taki ölüm gecesine ayrılık gecesi denilmez, dostuna kavuştuğu (Hz. Muhammed) ve ebedî rahatlığa erdiğini belirtmek için düğün gecesi anlamına gelen &#8220;Şeb-i Aruz&#8221; denilir. Vazifesini yapmış olmanın rahatlığı içinde olmak durumu vardır burada. Büyük şahsiyetler,  bedenlerinin kalmasından çok, anılarının yaşanmasını yani iz bırakmayı büyük bir duygu olarak yaşarlar. Bu şekilde iç huzura ulaşırlar. Bu nedenle böyle büyük şahsiyetlerin ölümü bir nevi düğün gibidir, elem ve keder olarak yaşanmaz. Hakka ulaşmak, vazifenin yapılmasının verdiği huzur ile birleştiğinde, ulaşılmak istenen hedefe gitmeyi gösterir. Her insan eğer bu dünyadaki vazifesini, amacını bilirse ve o amaç doğrultusunda iyide ve doğruda olursa, işte o zaman bu iç huzuruna erişip kalıcı izler bırakacaktır.<br />
Bu nedenle hedeflerimizi gözden geçirip sağlam adımlarla birbirimizi incitmeden, korkutmadan, saygıyla yaşamayı başarabildiğimiz nispette ve eğer bir şeyleri insanlığa bırakabilmişsek -ki bu sağlıklı yetişen bir çocuk, genç, eser, bilgiler olabilir- işte o zaman bizim için de, öldüğümüz gün bir anlamda yeniden doğacağımız gün olacaktır.</p>
<p><strong>KAYNAK: <a href="http://www.yeniasya.de/bizimaile/?page=article_view&amp;article_id=422" target="_blank">http://www.bizimaile.com</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.esosyalfobi.com/cocugun-olumle-tanismasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
